BİR DELİ KUYUYA TAŞ ATMIŞ, 40 AKILLI ÇIKARAMAMIŞ

Yunan masal yazarı Aesop (mö 620 – 564) şöyle bir masal anlatır.

Bir tilki kuyuya düşer, kuyu pek derin olmasa da bir daha çıkamayacağını düşünür.  Uzun süre kuyuda kaldıktan sonra susamış bir keçi kuyunun yanına gelir. Keçi tilkinin su içmek için aşağıya indiğini sanır ve suyun temiz-içilebilir olup olmadığını sorar.

Kurnaz tilki şöyle der: işte görüyorsun, çok berrak ve tatlı bir su. Sen de atla ve dene. İkimize de yetecek kadar su var.

Susayan keçi hemen atlayıp içmeye başlar. Tilki de aynı hızla keçinin sırtına atlar ve keçinin boynuzlarının ucundan sıçrayarak kendini dışarı atar.

Aptal keçi şimdi ne kadar kötü bir duruma düştüğünü görür ve tilkiye yardım etmesi için yalvarır. Ama tilki çoktan koşarak ormanın içinde kaybolur.

Koşarken de geriye dönüp alaylı alaylı gülerek, kendi kendine şöyler mırıldanır.

‘Dostum, sakalın kadar sağduyulu olsaydın, içeriye atlamadan önce dışarı çıkmanın bir yolunu bulma konusunda daha dikkatli olurdun.’

Soru şu, kuyuya taşı kim attı.

Felsefe, dinler, sanat, bilim, korkuyu yenme arayışımızdan başka bir şey değil. Korku nedir, yaşamaya direnme ürpertimiz. Hayvanlar da korkar ama onlar sadece korkar, direnme kültür üretmez.

İşte kuyuya atılan taşlardan bazıları:

  1. Tanrı var mı (Ateistler Aydınlanmış Aptallardır, makalemize bakınız.)
  2. Bu evrende yalnız mıyız.
  3. Yaratılışın sebebi ve hedefi biz miyiz, ya da o kadar önemli miyiz
  4. Niçin varız, neden varız.
  5. Hayat yasak elmaya uzanırken düştüğümüz dipsiz bir kuyu mu
  6. Bir sorumluluğumuz ve eylemlerimizin bir ödülü ve cezası var mı.

Her deli bu kuyuya bir taş atarsa aslında bilmeyerek kuyunun suyunu yukarıya yükseltmiş olmaz mı. Belki taşlar yerinde durur ama suya da kavuşuruz.

Gerçek; cesurdur, yalnızdır, yalan korkaktır, kalabalıklarla dolaşır. Bir gerçeği kurtarmak için pek çok yalanı öldürmek gerekir.

Bir gün bir tür halk filozofu diyebileceğim, sohbeti seven bir yaşlı ile oturuyoruz. Belki beni hiç tanımadığı halde bana pek çok şey anlattı. Hoş-sohbet zevki ile bir tür alay etmek için ona köyüne dair uydurma bir atasözü söyledim. Başını kaldırdı, önce bir düşündü, ‘duymadım’ dedi, sonra ‘öyle bir atasözü yok, yalan bu ‘ dedi, ‘Takma Kulağı Rüzgar Götürür.’ 

İşte insanoğlunun düşünce tarihinin kazandığı tecrübenin tamamının özeti:

-Takma Kulağı Rüzgar Götürür.

Düşünce tarihi merak rüzgarlarının savurduğu bir harman yeridir aslında. Pek çok saman ve bir avuç tane.

Tek düşmanımız var, çaresizlik…

Biz bize yeteriz, buna inanın.

Sizden ne mi istiyorum?… Bana yanlışlarımı öğretin. Aradığınız şeylerin nerelerde bulunmadığına dair size fikir verebilirim sadece. Belki böylece yolculuğunuzda işinizi kolaylaştır

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir