20 Mayıs 325 (geleneksel tarihe göre) I. İZNİK KONSİLİ’nin 1700. yıldönümü.

  1. Kimler katıldı
  2. Neler tartışıldı
  3. Kaynakların güvenilirliği nedir
  4. II. Konstantin Konsil’e katıldı mı
  5. II Konstantin Konsil’de Piskoposlara baskı yaptı mı (peşinen söyleyeyim, bence hayır. Dan Brown’un iddiaları, Konsil sonrası oluşturulan zayıf kaynakların kayıtlarına dayanmaktadır. Konsil’in galibi olarak görülen tarafın yazarları, alınan kararları ‘ Konstantin’in desteği ve isteği’ne dayandırarak adeta İmparator Kararları gibi göstermek istemişlerdir. Bu da Konstantin’in bazı kararlarınalınmasında baskı yaptığı kanaatini doğurmuştur. (II Konstantin’in Konsildeki Rolü adlı makalemize bakınız)
  6. 5 Kişi hariç ittifakla kabul edildiği söylenen İznik Amentüsü nasıl ve hangi süreçlerden geçerek, küçük farklılıklarla da olsa Genel bir İnanç Bildirgesi haline geldi.

Oldukça karmaşık ve ihtilaflı bu olaylar dizisinin sağduyu ve gerçeklik duvarından bize ulaşan yankısını birlikte analiz edip tartışmak acaba nasıl bir şey olur du. Bence hiç de fena olmaz; gelin bazı makaleler dizisi ile insanlığın inanç tarihi evrimi ve tecrübesi üzerinden İznik’te yaşaşanları birlikte tartışalım.

Ne mi öğreneceksiniz?…Daha iyi analiz etmeyi…

Peşinen şunu söylemeliyim, yazacaklarım yalnızca o günün tespitleri, yorumları olacaktır. Bir sonraki gün her şey değişebilir.

Unutmayın, biz ağaç değiliz, insanız.

Peki İznik denince aklımıza Konsil’den başka ne geliyor?            

Strabon un ‘Askania’nın doğusunda bir şehir’ diye bahsettiği ve bugün nüfusu 22.000 olan iznik, olimpos dağı’na (Uludağ) sırtını vermiş Bursa’ nın 65. Km. kuzeydoğusunda zengin arkeolojik kalıntıları, gölü çepe çevre kuşatan sebze ve meyve bahçeleri, zeytinlikleri, üzüm bağları ile meşhur; cana yakın, misafirperver insanları, lezzetli yemekleri ile huzur verici bir şehir olarak keşfedilmeyi bekleyen ücra tabiat zenginlikleri meraklısı ziyaretçilerini bekliyor.

Argonotlar liderleri İason önderliğinde Altın Post’ u bulmak için Kolhis’ sefere çıkmış, aralarında Herakles’in de bulunduğu 50 gençtir.

Herakles savaşmayı öğrettiği refakatçisi ve hizmetçisi Hylas’ı da yanına alarak Argonotlar Seferi’ne çıkar. Ago gemisi kuş gibi uçarak Phasis‘e ulaşır. Çimenli bir çayırda akşam yemeği yerler. Hylas, Herakles ve Telamon’a pirinç bir maşrapa ile su aramaya gider ve yerin eğim yaptığı yerde bir pınar gözüne çarpar, yemyeşil çevresinde hızla akmaktadır pınar. Su perilerilerinden Nycheia ve arkadaşları İznik gölü’nden Marmara’ya dökülen Karsak Deresi’ne yakın bu pınardan su içmekte olan Hylas’ı görür,  O’na aşık olur ve O’nu kaçırırlar. Latin Valerius Faccus’a göre Hylas pınarın başında gördüğü su perilerinden birine aşık olmuştur. Rodos’lu Apollonius’a göre ise bir su perisi Hylas’ın gönlünü kazanmayı başarmış ve onunla evlenmiştir.    Herakles, Hylas için endişelenir. Herakles derin derin “Hylas, Hylas, Hylas” diye üç kez bağırır. Hylas sesi duyar ama kısık iniltisini Herakles duymaz. Hylas ve Herakles birbirine çok yakın olmasına rağmen dalgalar Hylas’ı oradan uzaklaştırır. (Belki de bu Herakles’in bir arkadışının yolculuk sırasında  kaybolması ya da bir nehir ya da bir gölde boğulmasını anlatan bir mittir.) Herakles uzak tarlaları ve tepeleri dolaşır, Askanias (iznik) gölü civarında günlerce Hylas’ı arar, fakat bulamaz. Aşıklar kaybolmuştur.Beklemek boşunadır, akşam olmuştur ve Herakles’den de haber yoktur. Argonotlar 3 arkadaşları Herakles, Hylas ve Polyphemus’un gemide olmadığından habersiz, onları rüzgarlı Phasis ve Colchian kumsalında bırakıp yollarına devam ederler.

O gün bu gündür sonbaharın kışa uzandığı akşamüstlerinde fırtınalar Herkül’ün feryadını, dalgalar Hylas’ın kısık sesli iniltilerini fısıldar dururlar.

Türkiye’ye yolunuz düşerse birgün mutlaka Uludağ’ı, Teleferiği, tarih ve tabiat zenginliği ile sizi mutlaka büyüleyecek, osmanlı’nın ilk başkenti Bursa’ya mutlaka uğrayın, ardından İznik’e geçip sakin, huzurlu bir gün geçirin, dolaşın, dinlenin.

Bilhassa sonbaharda kamışların arasından sızan günbatımı saatlerinde göl kıyısında yürüyüşe çıkın.

Manzaranın sizi kaçırdığı hayal aleminden şöyle bir silkinip; geçmişe, 1700 yıl geriye uzanın. Izgara planlı, birbirini kesen 2 büyük caddenin böldüğü ve şehir merkezindeki Jimnastik Okulu’ndan göle uzanan, iki yanı kamu binaları ile dolu caddeye girerken şöyle bir nefes alın, 200’ü aşkın piskopos ve onun birkaç katı da refakatçinin şehrin her bir köşesinde üçer beşer guruplar halinde fısıldaşmalarını hayal edin.

Sola başınızı çevirin, İşte bakın gölün kıyısında 3 kişi. Uzaktan bakıldığında giyimlerinden de anlaşılacağı üzere yabancı olmalılar. Sessizce yanlarına sokulun, kendi aralarında ne konuşuyorlar acaba? Evet evet, şu uzun boylu, zayıf,  sırtındaki hafif kamburundan dolayı karşıtlarının ‘çöl kobrası’ dedikleri; özellikle kuzey afrika ve doğu akdeniz kentleri boyunca hızla yayılan yangını tutuşturan, berberi asıllı, Libya’lı ve İskenderiye’nin batısındaki Mareotis bölgesinde ikamet etmekte olan rahip Arius sol kolunu göle doğru uzatıp, İznik piskoposu ve Arius u evinde ağırlayan Theognis’in kulağuna eğilerek şöyle diyor: ‘Bizim mareotis gölü gibi…’

Nicomedia (İzmit) piskoposu Eusebius henüz Arius’la paylaşmadığı, Hosius’un bir gün önceki akşam uzunca bir süre Konstantin’le görüşmesinin yol açabileceği sonuçların endişesi içinde. Şunları geçiriyor olmalı içinden ‘ Konstantin keşke üvey kızkardeşi Constantia’yı da getirseydi…O’na çok ihtiyacımız olacak…’

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir